Eskişehir’de öğrenciler, katledilen öğretmen Fatma Nur Çelik için okul bahçesine lavanta ve biberiye ekti. Bütçeleri yetmediği için belediyeden istedikleri bu fidanlar, şimdi bir okulun bahçesinde büyüyecek. Çocukların bu saf ve ince düşüncesi, kentin ortasında sessiz bir anıt gibi duruyor.
Bir çocuğun, kaybettiği öğretmenini toprağa bir fidan emanet ederek anması, insan ruhunun en zarif reflekslerinden biri. Velilerin çabası, belediye işçilerinin o fidanları taşıyan elleri… Ortada saf bir dayanışma ve samimi bir yas var. Bu emeği ve inceliği saygıyla selamlıyoruz. Ancak bu zarif tablonun hemen arkasında, yüzleşmekten kaçtığımız o ağır ve karanlık gerçek duruyor.
Neden çocuklarımız, öğretmenlerine yaşarken verecekleri çiçekleri, onların ardından birer yas simgesi olarak toprağa ekiyor?
Şiddet, yaşamın en güvenli olması gereken alanlarına, okullara ve eğitimcilere kadar sızmış durumda. Bir öğretmenin hayattan koparılması, sadece bir asayiş sorunu değil, toplumsal çürümenin en acı faturasıdır. Sistem, koruması gereken hayatları koruyamadığında, geriye sadece çocukların omuzlarına yüklenen bu erken ve ağır yaslar kalıyor.
Fidanlar büyüyecek, lavantalar çiçek açacak. Çocukların vefası toprağa kök salacak. Ama asıl soru şu: Ölülerimizin ardından fidan dikmekte gösterdiğimiz bu kusursuz dayanışmayı, onları yaşatmak için kurmamız gereken düzende neden gösteremiyoruz?
