Şehirlerde büyüyen çocukların doğadan ve topraktan uzak kalması gerçeği karşısında, onlara bu deneyimi yaşatmayı hedefleyen bir Doğa Yaz Okulu projesi, şüphesiz son derece değerli ve faydalı bir girişimdir. Çocukların ekranlardan uzaklaşarak toprakla, hayvanlarla ve el becerileriyle tanışması, projenin en net ve alkışlanacak amacıdır.
Ancak, bir zamanlar milyonlarca çocuğun gündelik hayatının organik bir parçası olan “çamurlu eller”, “dalından meyve toplama” veya “hayvan besleme” gibi deneyimlerin, artık belediyeler tarafından organize edilen, 30 farklı branşa ayrılmış, sertifikalı bir “yaz okulu projesine” dönüşmüş olması, kentleşmenin çocuklar üzerindeki etkisine dair derin bir gerçeği ortaya koyuyor. Acaba bu durum, doğanın kendiliğinden bir deneyim alanı olmaktan çıkıp, yetişkinler tarafından tasarlanmış, pedagojik hedefleri olan bir “simülasyona” dönüştüğünün bir işareti midir? Çocuklar doğayı “yaşamak” yerine, bir müfredat dahilinde mi “öğrenmektedir”?
Teşhis şudur ki; Taşlık Çiftlik Köy Doğa Yaz Okulu, modernleşmenin yarattığı bir boşluğu doldurmaya çalışan, iyi niyetli ve gerekli bir “telafi projesidir”. Bu proje, bir yandan çocuklara paha biçilmez deneyimler sunarken, diğer yandan doğa ile aramızdaki mesafenin ne kadar açıldığını ve en doğal deneyimlerin bile artık bir “organizasyon” ve “eğitim paketi” gerektirdiğini acı bir şekilde yüzümüze vurmaktadır. Bu, hem başarılı bir projenin hikayesi, hem de modern toplumun doğadan kopuşunun bir itirafıdır.
KÖR NOKTA l Devin Asu Keskin
